MERHABA!
Merhaba sevgili dostlar; sizlerle artık haftada bir gün bu köşede güzellikler paylaşmaya çalışacağım. Bunun için ilkyazıma sizleri selamlayarak, selamlama ile ilgili bir hikâyeyi paylaşarak başlayalım istedim.
Bizler yaratılan canlıların içerisinde ayrıcalıklı ve diğer canlılardan farklı olarak toplum halinde yaşarız. Toplum halinde yaşamanın bize verdiği birtakım özellikler vardır. Bunlardan biri de herhangi bir insanla karşılaşınca ya da bir topluma girince selam vermedir. Selamlaşarak, geldiğimiz ortamdaki insanlarla ilk diyalogumuza başlarız. Onun için ilk karşılaşma ve dolayısıyla selamlaşma çok önem arz eder. Selam vermek ya da bir merhaba demek, bizler için birçok işin daha rahat olmasını sağlayacaktır.
İncinin Öyküsü.
Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akıp geçsin diye, kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçları yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş. Aniden, yakınındaki bir balık, bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası oluşturmuş. İstiridye de kumdan nefret edermiş; zira kum öylesine pürüzlüymüş ki kabuğunun içine kaçarsa son derece rahatsız olurmuş. İstiridye derhal kabuğunu kapamış ama çok geç kalmış; Sert ve pürüzlü bir kum taneciği içeri girip, iç derisi ile kabuğun arasına yerleşmiş.
Kum tanesi istiridyeyi ne çok rahatsız ediyormuş. Ama kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini hemen çalıştırarak, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış; ta ki, nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar...
İstiridye, yıllar yılı, minik kum taneciğinin üstüne katlar eklemeye devam etmiş
ve sonunda müthiş güzel, parlak ve son derece değerli bir inci oluşmuş. Karşı karsıya olduğumuz problemler bu kum taneciğine benzer, bizi rahatsız ederler ve niye bize bu derece eziyet çektirip asabileştirdiklerine şaşarız; fakat azmin getirdiği cesaret ve kuvvetle, sorunlarımızın ve zayıflıklarımızın üstesinden geliriz. Daha alçakgönüllü, isteklerimizde daha ısrarlı, çevremizdekilere daha yakın, daha akıllı ve sorunlarımıza karşı daha dayanıklı hale geliriz. gizli gücümüzle, hayatımızdaki pürüzlü kum taneciklerini, bize kuvvet veren ümit ve ilham kaynağı olan değerli incilere dönüştürürüz.
Ümitsiz olmayın
ümit SİZ olun.
Bir başka hikâye de ise;
Güneşli bir yaz günü, güneşin altında bir adam... Hafif iri, bıyıklı biri, etrafı neşeli neşeli izliyordu...
Adam parkta oturmuş torunun oynayışını izliyordu. Yanına bir genç kız oturdu. Elinde telefon biriyle mesajlaşıyor ya da karşı banktaki delikanlıya 'benim telefonum var' diye hava atıyordu.
Adam sıkılmış yanında oturan genç kıza 'merhaba' dedi. Kız şöyle bir gülümseme fırlattı. Ama resmen fırlattı.Yüzünü buruşturarak:'merhaba' dedi.Adam kıza sorular sormaya başladı:'nasılsın kızım nerelisin, nerde oturuyorsun,okuyor musun....' diyerek kızı resmen taramalı tüfek gibi taradı.
Kız:'bak amca bozuntusu ben buraya sizinle izdivaç yapmak için oturmadım
'dedi... Adam hem şaşkın hem de hüzünlüydü. Kız bu laftan sonra kalkıp karşı bankta oturan yakışıklının daha iyi göreceği bir çerçeveye geçti.
Karşı banktaki çocuk bir an gözlerini açtı 'BAB AM' dedi ve koşarak adamın yanına geldi, babacım beni görmedin mi orda oturuyordum karşı parkın bankında yani sende babacım bu aralar iyicene daldın ha e-hadi derken babası hala kıza bakmaktaydı. kız beti benzi atmış bir şekilde şu baba-oğul ikilisine bakmaktaydı...
Eve doğru yola koyuldular. Genç delikanlı her tanıdığı(düşmanı bile olsa)'merhaba, nasılsın iyi misin?' diye ayaküstü sohbet ediyordu.
Babası halen dalgın bir yandan o kızı aklına getiriyor diğer yandan da oğluna; saygılı ve sevilen biri olmasından dolayı, gurur duyuyor ve onun hergelene geçene selam verişini izliyordu.
Mutluydu, fakat hala böyle insanların oluşu onu kızdırıyordu. İçinden kendisine bir espri yaptı umarım oğlum saygılı bir kızla birlikte olur dedi ve kıkırdayarak evine doğru ilerledi.
Nice güzel günlere sevdiklerinizle girmeniz dileğiyle, sizleri Allah’a emanet ediyorum!
|
Haber yorumları - Yorum Yaz |
| Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Yeni Ufuk sorumlu değildir. |